Page Background

İncire Andolsun: Tîn’in Bereketi ve Bedenin Dengesi

Sağlıklı Beslenme
Yaklaşık 7 dk okuma
İncire Andolsun: Tîn’in Bereketi ve Bedenin Dengesi

İncire Andolsun: Tîn’in Bereketi ve Bedenin Dengesi

Seri: Vahyin Sofrası - 8

Yolculuğumuzun bir önceki durağında, sofraya konan nimetten çok insanın o nimetle kurduğu ilişkiye bakmıştık. Riyazeti, kıllet-i taâmı, ölçüyü ve insanın kendi sınırını bilmesini konuşurken aslında sofradaki en eski meselelerden birine dönmüştük: Nimet ile insan arasındaki dengeye.

Bu kez yeniden nimetin kendisine bakıyoruz.

Üstelik Kur’an’ın yalnızca adını zikretmediği, üzerine yemin ederek insanın dikkatini çevirdiği kadim bir meyveye:

“İncire ve zeytine andolsun.”

(Tîn, 95/1)

Tîn Suresi böyle başlıyor.

İncir ve zeytin, aynı ayetin içinde yan yana duruyor. Vahyin Sofrası’nın önceki duraklarından birinde zeytinin izini sürmüş; Kur’an’daki yerini, zeytinyağının beslenmedeki kıymetini ve insan sağlığıyla kurduğu kadim ilişkiyi konuşmuştuk. Şimdi aynı yeminin diğer tarafına dönüyor, adını sureye vermiş olan tîn, yani incir üzerinde duruyoruz.

Kur’an bize burada incirin kaç gram lif içerdiğini ya da hangi fitokimyasal bileşenleri taşıdığını anlatmaz. Ayetin maksadını bir laboratuvar sonucuna indirgemek de doğru olmaz. Fakat vahyin insanın bakışını bir nimete çevirmesi, o nimeti daha dikkatli görmemize vesile olabilir.

Belki incire yeniden bakmanın en güzel tarafı da budur.

Onu yalnızca tatlı bir yaz meyvesi olarak değil, toprağın, güneşin ve mevsimin içinde olgunlaşmış bütüncül bir besin olarak görmek.

Tatlılığın Ötesinde Bir Meyve

İncirin en belirgin özelliklerinden biri elbette tatlılığıdır. İyice olgunlaşmış bir incirin yumuşak dokusunda yaz boyunca biriken güneşin tadını hissetmek mümkündür.

Belki bu nedenle incir, beslenme konuşmalarında çoğu zaman ilk olarak içerdiği şeker üzerinden değerlendirilir. “Çok şekerli bir meyve mi?”, “Diyette yenir mi?”, “Kaç tane tüketilmeli?” gibi sorular incirin kendisinden önce gelir.

Oysa bir besini yalnızca tek bir besin öğesi üzerinden değerlendirmek, çoğu zaman onun bütünlüğünü gözden kaçırmamıza neden olur.

İncir doğal şekerlerinin yanında lif, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve farklı bitkisel bileşenler de içerir. Güncel derlemelerde Ficus carica meyvesinin karbonhidratların yanı sıra mineraller, fenolik bileşikler ve başka fitokimyasallar bakımından da dikkat çekici bir yapıya sahip olduğu görülmektedir.

USDA verilerini aktaran bir değerlendirmede 50 gram taze incirin yaklaşık 37 kcal enerji, 1,45 gram lif ve 116 mg potasyum içerdiği bildiriliyor.

Elbette birkaç sayı bir meyvenin kıymetini bütünüyle anlatmaz.

Fakat bize önemli bir şeyi hatırlatır:

İncir yalnızca içindeki şekerden ibaret değildir.

Beslenme biliminin giderek daha fazla üzerinde durduğu besin matrisi kavramı da tam olarak buraya işaret eder. Bir meyveyi yerken şekeri, lifi, suyu, mineralleri ve bitkisel bileşenleri birbirinden ayırarak tüketmeyiz. Hepsi aynı lokmanın içinde gelir ve beden de bu bütüne cevap verir.

Bu yüzden sağlıklı beslenmede mesele çoğu zaman tek bir bileşeni suçlamak ya da yüceltmek değil; besinin tamamını görebilmektir.

İncirin Lifinde Saklanan Sessiz Yolculuk

İncirin beslenme açısından en kıymetli taraflarından biri lif içeriğidir.

Uzun yıllar boyunca diyet lifinden bahsederken daha çok bağırsak hareketlerinin düzenlenmesi, kabızlığın önlenmesi ve tokluk hissi üzerinde durduk. Bunların hepsi hâlâ önemlidir. Fakat son yıllarda bağırsak mikrobiyotası üzerine yapılan çalışmalar, lifin bedenimizdeki yolculuğunun düşündüğümüzden çok daha geniş olduğunu gösteriyor.

Sindirim sistemimizin tamamen parçalayamadığı bazı lif bileşenleri kalın bağırsağa kadar ulaşır. Burada bağırsaklarımızda yaşayan mikroorganizmalar devreye girer ve bu liflerin bir bölümünü fermente eder.

Bu süreçte kısa zincirli yağ asitleri olarak adlandırılan çeşitli metabolitler ortaya çıkar.

Bugün bağırsak sağlığının yalnızca “düzenli çalışmak”tan ibaret olmadığını biliyoruz. Mikrobiyota dediğimiz bu görünmeyen ekosistem; bağırsağın bütünlüğünden bağışıklık yanıtına, metabolik süreçlerden inflamasyonla ilişkili mekanizmalara kadar pek çok alanla ilişkilendiriliyor.

İnsanlarda yapılan çalışmalar da daha yüksek lif tüketiminin bağırsak mikrobiyotasının yapısıyla ilişkili olduğunu ve özellikle meyvelerden gelen pektin gibi liflerin bu etkileşimde dikkat çekebildiğini gösteriyor.

Daha da ilginç olan, incirin kendi lifleri üzerine yapılan yeni çalışmaların da bu ilişkiye işaret etmesidir. Ficus carica liflerinin bağırsak mikroorganizmaları tarafından fermente edilebildiği ve kısa zincirli yağ asitleri dâhil çeşitli mikrobiyal metabolitlerin oluşumuna katkıda bulunabildiği gösterilmiştir.

Burada bilimin sınırını da korumak gerekir. Bu veriler incirin tek başına bağırsak mikrobiyotasını “düzelttiği” anlamına gelmez.

Fakat daha kıymetli ve daha gerçekçi bir şey söyler:

İncirin lifi yalnızca bağırsaktan geçip giden bir posa değildir; bağırsak ekosistemiyle etkileşime girebilen bir besin unsurudur.

Belki sofradaki bir lokmanın hikâyesinin, onu yuttuğumuz anda bitmediğini hatırlamak bile başlı başına güzel bir tefekkürdür.

Rengine Saklanan Bitkisel Hafıza

İncirin yeşilden mora, sarıdan koyu bordoya uzanan renkleri yalnızca estetik değildir.

Bitkilerin renkleri çoğu zaman onların kimyasal dünyasına açılan küçük pencereler gibidir.

İncirin farklı çeşitlerinde fenolik bileşikler, flavonoidler ve antosiyaninler gibi çeşitli bitkisel bileşenler bulunur. Bunlar bitkinin kendi hayatında çevresel streslere karşı korunma, olgunlaşma ve savunma gibi işlevlerde rol oynarken insan beslenmesinde özellikle antioksidan özellikleri nedeniyle araştırılmaktadır.

Ficus carica üzerine yapılan fitokimyasal değerlendirmelerde meyvede quercetin, luteolin, apigenin, kateşin ve siyanidin gibi farklı flavonoid sınıflarının bulunduğu bildirilmiştir.

İncirin farklı kısımlarında bulunan fenolik bileşiklerin antioksidan ve inflamasyonla ilişkili mekanizmalar üzerindeki potansiyeli de uzun süredir bilimsel araştırmaların konusudur.

Fakat burada da ölçüyü korumak önemlidir.

Bir besinin antioksidan bileşikler taşıması, onu bir ilaca dönüştürmez.

İncir bir hastalığın tedavisi değildir ve mevcut Ficus carica literatürünün önemli bir bölümü hâlâ laboratuvar ve hayvan çalışmalarına dayanmaktadır. Araştırmacılar da daha güçlü insan çalışmalarına ihtiyaç olduğunu özellikle vurgulamaktadır.

Belki bir nimetin değerini anlatmanın en doğru yolu da onu olduğundan fazla büyütmemektir.

Çünkü incirin kıymetli olabilmesi için mucize olması gerekmez.

Tatlı Bir Meyveyle Kurulan Denge

İncir üzerine konuşurken şeker meselesine yeniden dönmemek mümkün değildir.

Son yıllarda beslenme dünyasında zaman zaman meyvelerin bile içerdikleri doğal şeker nedeniyle gereksiz bir korkunun konusu hâline geldiğini görüyoruz.

Oysa meyvenin içerisindeki şeker, lifinden ve doğal yapısından ayrılmış bir şeker değildir.

Meyveler üzerine yapılan güncel değerlendirmeler de glisemik yanıtı yalnızca “kaç gram şeker içeriyor?” sorusuyla açıklamanın yetersiz kaldığını gösteriyor. Toplam karbonhidratın lifle olan oranı, meyvenin glisemik etkisini anlamada tek başına glikoz miktarından daha anlamlı bir gösterge olabilir.

Bu elbette incirin sınırsızca tüketilebileceği anlamına gelmez.

İncir de enerji ve karbonhidrat içeren bir besindir. Miktar; kişinin enerji ihtiyacına, metabolik durumuna, öğünün içeriğine ve günün bütününe göre değişebilir.

Fakat sağlıklı beslenmenin dili yalnızca “yasak” üzerinden kurulduğunda, çoğu zaman gıdayla kurduğumuz ilişkinin kendisi bozulmaya başlar.

Bir önceki yazımızda konuştuğumuz mizan tam da burada yeniden görünür olur.

Nimetten kaçmak değil, sınırı bilmek.

Tatlı olandan korkmak değil, miktarını tanımak.

Bir meyveyi “çok sağlıklı” olduğu için ölçüsüzce yemekle, “şeker içeriyor” diye tamamen dışlamak arasında geniş ve sakin bir alan vardır.

Sağlıklı beslenmenin sürdürülebilir tarafı çoğu zaman bu alanda şekillenir.

İncir ve Zeytin: Aynı Ayetteki İki Kadim Meyve

Tîn Suresi’nin ilk ayetinde incirle zeytinin yan yana zikredilmesi, insanın zihninde doğal olarak bu iki meyve arasında bir bağ kuruyor.

Bilimsel literatürde de incir ve zeytin, Akdeniz coğrafyasının kadim besinleri olarak fitokimyasal içerikleri ve inflamasyonla ilişkili biyolojik mekanizmaları açısından uzun süredir araştırılıyor. İki bitkiyi birlikte ele alan değerlendirmelerde özellikle polifenoller ve flavonoidler gibi bileşiklerin anti-inflamatuar süreçlerle ilişkili olabileceği üzerinde duruluyor.

Fakat yine aynı noktaya dönmek gerekir:

Ayetin kıymeti, bilimin bugün bu meyvelerde hangi bileşiği bulduğu üzerinden kurulmaz.

Bilim değişir, genişler, kimi zaman daha önce kurduğu bir cümleyi yeniden yorumlar.

Vahyin dili ise insanı başka bir yerden düşünmeye çağırır.

Belki bu yüzden Kur’an’da bir meyvenin adının geçmesi, onun laboratuvardaki değerinden önce insanın tabiata bakışıyla ilgilidir.

Her gün gördüğümüz fakat görmeye alıştığımız şeylere yeniden dikkat kesilmekle.

Bir İncirin İçindeki Çokluk

İnciri ortadan ikiye böldüğümüzde karşımıza çıkan görüntü, belki de bu meyveyi anlatmanın en güzel yollarından biridir.

Dışarıdan sade ve tek parçadır.

İçeride ise sayısız küçük yapı, lifli bir doku, renk, su ve tat bir aradadır.

Beslenme bilimi bugün o dokunun içerisinde mineralleri, lifleri, fenolik bileşikleri ve bağırsak mikroorganizmalarıyla etkileşebilen yapıları okuyabiliyor.

Fakat bütün bu bilgilerin sonunda incir yine incirdir.

Topraktan yetişen, mevsiminde olgunlaşan ve sofraya gelen bir nimet.

Belki tefekkür de tam burada başlar.

Bilmek, nimeti büyüsünden arındırmaz.

Aksine bazen daha dikkatli bakmamızı sağlar.

Bir lokmanın yalnızca kalorisini değil, taşıdığı bütünü görmek; sofrayı yalnızca doyduğumuz bir yer değil, aynı zamanda fark ettiğimiz bir yer hâline getirebilir.

Tîn Suresi’nin ilk ayeti belki bize bütün biyokimyasını anlatmaz.

Ama bakışımızı incire çevirir.

Ve bazen bir nimetin kıymetini anlamak için önce ona gerçekten bakmak gerekir.

Vahyin Sofrası’nda yolculuğumuz devam ederken incirin bize bıraktığı hatırlatma da belki budur:

Nimeti ne küçümsemek ne de ölçüsüzce yüceltmek; onu yaratıldığı bütünlük içinde tanımaya çalışmak.

Çünkü sofradaki denge yalnızca ne kadar yediğimizde değil, yediğimiz şeye nasıl baktığımızda da saklıdır.

Diyetisyen Notu

İncir dengeli beslenme içerisinde yer alabilen lif ve çeşitli mikrobesinler içeren bir meyvedir. Taze ve kuru incirin enerji ve karbonhidrat yoğunluğu aynı değildir; tüketilecek miktar kişinin ihtiyaçlarına ve sağlık durumuna göre değişebilir. Diyabet, insülin direnci veya özel bir beslenme planı bulunan kişilerde porsiyon ve öğün içeriğinin bireysel olarak değerlendirilmesi daha doğru olacaktır. Yazıda bahsedilen fitokimyasal ve mikrobiyota çalışmalarının bir kısmı laboratuvar veya preklinik verilere dayandığından, bu bulgular incirin herhangi bir hastalığı tedavi ettiği şeklinde yorumlanmamalıdır.

İlgili Yazılar